Evet arkadaşlar bahsettiğim sert yazıya başlıyoruz. İlk önce neden böyle bi yazı yazma ihtiyacı hissettiğimden bahsedelim. Aslında ‘Kerim Kim‘ yazımda ucundan biraz bahsetmiştim de şimdi ayrıntılandırabiliriz. İnsanları birkaç yıldır yakından inceliyorum, 3 yıldır da sosyal medyada adminlik yapıyorum ve bu konudaki gözlemlerimi aktarmaya karar verdim.

Sürekli analiz manaliz diyorum da yanlış anlamayın şov yapmaya çalışmıyorum, haddimi bilen biri olduğumu düşünüyorum. Yazacak cesareti bulduğum için mutluyum, çok az insan bu kadar cesur olabiliyor. Eksik özgüven yüzünden şundan bundan utanmayan insanlara selam olsun. Neyse konu çok kopuk olacak gibi ama 38 yıllık yazar değilim sonuçta.

Başlayalım. Sağda solda sürekli yok ben yalnızlığı çok seviyorum, yok insanları değil kitapları seviyorum gibi anlamsız ve geçersiz sözler duyuyoruz. Arkadaşlar gerçekçi olalım lütfen, burda yabancı yok. İnsan sevmiyorum diye bi şey yok kardeşim zaten. Bunların hepsi tenhada Azer Bülbül dinleyip ortamda ünlü caz ustası Louis Armstrong‘dan bahseden marjinal arkadaşların uydurmasıdır, itibar etmeyiniz. Sosyal insan tabiri gereği biz toplum halinde yaşamak zorundayız. Bu toplumla olan ilişki ağımızda binlerce insan bulunuyor. Gerçekten insan sevmediğini iddia eden varsa gitsin ormanın veya dağın birine yerleşsin avcı-toplayıcı hayatının keyfini çıkarsın. Yok gözünüz kesmiyorsa şov yapmayın lütfen.

Hepimiz bu hayatta bi amaç için çabalıyoruz, kimi okuyor kimi çalışıyor kimi kaçıyor. Okuyanları çalışanları falan anlıyoruz da kaçan nereye kaçıyor. Şimdi size toplumdan kaçmaya çalışanların hikayesini anlatacam. Belki de senin hikayen ha? Son cümleyi artistlik bi biçimde söylemedim arkadaşlar sakin olun marjinal olmaya çalışmıyorum, minik bi şakaydı sadece. Evet kaçanlara dönelim. Bu türün en gelişmiş özelliği seri bi şekilde bahane üretebilmesidir. Bahanelerine birkaç örnek verecek olursak; işim vardı, çok yoğunum, yaa cevap verdim sandım. Sonuncu örnek ilginç gelebilir ama çok duydum. Bu kadar basite indirgemek ayıp olur tabii, sonuçta insanların %78’i bu kategoriye giriyor. Kendi arasında da farklı dallara ayrılan bu kaçışın ikili ilişkilerle ilgili olan dalını yakından inceliycez.

Açılışı arkadaşlıkla yapalım. Bu paragraftaki cümleler çoğumuz için geçerlidir, bir iki tane istisna çıkabilir hemen havalanmayın, siz de önümüzdeki 5 yılda yaşarsınız yazılanları. 5 yıl önce lisenin son birkaç ayında lise yıllığı çıkardıydık. Arkadaşlar anı olarak yazı yazıyordu, yazıların sıralamasını kendin belirleyebiliyordun. İlk 3’e koyduğum kişilerle son birkaç yıldır görüşmüyorum, hayatımın sonuna kadar da tekrar denk geleceğimi düşünmüyorum. Her insan yanılır. 5 yıl önce hayatıma yeni insan sokmak istemezdim, olanlarla devam ederim, bu kadar insan bana yeter diye düşünürdüm. Haddimi bilmiyordum galiba o zamanlar, yoksa böyle kararlar almak büyük aptallık. İletişimimin kopmasına ihtimal bile vermediğim arkadaşlarımla aram anlamsız bi şekilde açılınca fikirlerimi tekrar gözden geçirdim. Alışmam birkaç yılımı aldı ama artık hayatımdan çok seri insan çıkarabiliyorum. Yahu lise yıllığımdaki ilk 2 olmadan birkaç hafta geçmez diye düşünüyordum da kimse ölmüyormuş, hayat devam ediyor.

Hayatımı kişilere değil hayallerime odakladım. Odağın dışı baya bulanık yani önce hayallerim sonra şu bu o. Önceliklerimi neye göre belirlediğimi anlamışsınızdır. Tecrübeler gereği kendi hayatıma odaklanmaya başladım. Önceliklerimi belirlerken karşımdaki insanın sıralamasında nerde olduğumu düşünüp ona göre karar veriyorum. Biraz pragmatistmiş gibi duruyor olabilir de daha çok güvenlik önlemi diyebiliriz sonuçta tedbir tedaviden iyidir. Bu durum çoğu zaman bencillikle karıştırılıyor. Çıkar dünyasında yaşıyoruz, haklısınız. Sonuçta neden üzülen siz olasınız ki üzen olmak varken. Son cümle size tuhaf gelmediyse ikili ilişkilerin sonucunun üzüntüyle bittiği gerçeğini içten içe kabullenmişiz demektir. Özellikle sevgili-flört ilişkilerinde artık maalesef bu, alışmanız gereken bir gerçek. Şuraya laps diye oturan bi karikatür bırakıyorum.

Önceliklerimiz dedim ama önceliklerden hiç bahsetmedim. Şimdi toplumdan kaçmaya çalışan insanların önceliklerini inceliycem. Bu öncelik sırasının kaçış nedenleriyle ilişkisini ortaya çıkarmayı deniycem. Filozofvari cümleler raks ediyor maşallah. Freud moduna giriyorum ilişkilere dalacaz. Kendinizden parçalar göreceksiniz ama kabullenmeye cesaretiniz yetmeyecek. Yukarıdaki karikatürde kimin toplumdan kaçmaya çalışan kişi olduğunu anladığınızı varsayıyorum. Bu durum tam tersi de olabilir, yanlış anlaşılma olmasın bu cinsiyetle ilgili bi durum değil. Alternatiflerin bolluğunun kötü sonuçlarını yaşıyoruz. Teknolojinin nüfusla orantılı gelişmesiyle birlikte hayatlarımız ve zevklerimiz sanallaştı. -minik bi dipnot: bu konuyla ilgili ‘Her’ filmini önerebilirim-

Sanallaşan dünyada artık seçeneklerimizin sınırları hayallerimizin ötesinde. Bu da sorun çözmek gibi zor bi yol yerine kişi değiştirmek gibi daha basit ve hızlı bi yöntem kullanmaya itiyor insanları. Bolluğun değeri olmaz. Aşağıdaki dörtlük bunu felsefik ve sosyolojik anlamda çok güzel özetliyor.

Bir, çok sıkıldım.

İki, yerim çok dar.

Oo, senden çok var.

Beni mi buldun şimdi? Çok işim var.

-Rober Hatemo

İşte şimdi kritik noktaya geldik, yazıyı başlıkla bağlayamıycam diye çok korkuyordum ama sonunda kapanışa yetişebildik. İnsan olarak değerimiz kalmadı, herkes birbirinin gözünde eğlence aracı. Kimi parayla çalışan bi araç, kimi zaman isteyen bi araç, kimi uzun kimi kısa vadeli bi araç ama herkes diğerinin hayallerine giden yolda bi araç. Bi kişiyle gerçekten samimi olabilmenizin tek yolu ortak hayalinizin olması. Ona da üşenmeyecek çok az insan var diye düşünüyorum. Bu durumda hepiniz önceliklerinizi araçların kullanılış alanına ve zamanına göre belirliyorsunuz. Kabullenmeye cesaretiniz olmayacak demiştim. Aynaya bakın ve bu yazıyı okuduktan sonraki 10 gün boyunca konuştuğunuz insanlarla neden konuştuğunuzu dürüst bi şekilde düşünün. Önceliklerinizi belirlerken istemli veya istemsiz bi şekilde nelere dikkat ettiğinize bi bakın. Ne kadar bencilleştiğinizi göreceksiniz. Hayat kaçmak için çok kısa. Hayatınızdan araçları çıkarın, daha önemlisi insanlara araç gözüyle bakmayı bırakın.

Ben, benimle sadece bana gerçekten değer verdiği için samimi olan insanları hayatımda tutuyorum. Öncelik sıramda sadece o insanlar var. Kalanı iş güç. Hayatımda araç yok, hayaller ortak hep. Ben kimseyi araç olarak görmüyorsam ve kullanmıyorsam maalesef kendimi de araç olarak kimsenin görmesine ve kullanmasına izin veremem. Win-Win durumu ama kısa vadeli olanından değil işte, içi dolu ve uzun vadeli kazançtan bahsediyorum. Ortak emek, ortak kazanç. Bu yazıyı sonunda tamamladığım için çok mutluyum, diğer yazılarda görüşmek üzere.

Kapanışı konumuzu teğet geçen bi şarkıyla yapalım.